| | Üretsiz Blog oluştur
 
Oct
02
    

Soğuk algınlığının ve gribin nedenleri çeşitli virüslerdir. 200’e yakın soğuk algınlığına yol açan virüs vardır. 2 yaşına kadar her çocuk yılda 8-10 tane üst solunum yolu enfeksiyonu geçirir. Bu durum, burun tıkanıklığı, hapşırma, burun akıntısı, öksürük, gözlerde kızarıklık, baş ağrısı, aşırı yorgunluk ile seyreder. Kusma ve mide bulantısı gripte daha çok görülür.

Bulaşma elle temas, öksürük ve hapşırıkla(damlacık yolu) olur. Korunmak için ellerin sık yıkanması gerekir. Eller en az 20 saniye ılık suyla yıkanmalıdır. Hasta çocuklara öksürürken elini değil dirseğini kullanması öğretilmelidir. Çünkü gribal hastalıklar dokunarak bulaşır.

Kapı kolu, musluk, oyuncaklar ve elektrik prizleri virüs öldüren kimyasal maddelerle silinmelidir. Hasta kişilerden uzak durmak, hasta çocuğu okula, yuvaya göndermemek doğru olur. Bir yaşından küçük bebeklerde hastalık ağır seyredebileceğinden hasta kişilerle karşılaştırmamak doğru olur.

Grip vakaları en fazla kış aylarına girerken artar. Ancak ocak - mart ayları arasında grip vakalarına daha sık rastlanır.

Tedavi yöntemleri

Viral enfeksiyonlarda tedavide şikayetleri hafifletmek mümkündür. Burun tıkanıklığı için serum fizyolojik ile burun temizliği yapılmalıdır. Hem burundaki virüs miktarı azalır, hem de burun nemlendirilmiş olur. Günde 6 - 8 kez ılık serum fizyolojik burun deliklerine damlatılır ve 1 dakika sonra aspire edilir.
Çocuğun yatak odasında soğuk nemlendirici kullanılması oda havasını nemlendirir ve burun tıkanıklığını engeller.

Ateş ve ağrı kesici olarak ilaç kullanılabilir. Bol sıvı verilmesi önerilir. Virüslerin mukozaya yapışmasına engel olan bitkisel ilaçlar hastalığın hafiflemesine neden olur.

Grip ya da soğuk algınlığında ateş 1-2 gün sürebilir, bu dönemde ağrı kesici verilmesi işe yarar. Boğaz ağrısına da iyi geleceğinden beslenebilmesine yardımcı olur.

İlk bulgular hissedildiğinde(ilk 24-48 saat) 1 yaşından büyük çocuklarda antiviral ilaçlar ile İnfluenza(Grip) tip A tedavi edilebilir. Yine, hastalığın başlangıcından itibaren Avrupa’da çok kullanılan, bağışıklık sistemini aktive ederek virüslere karşı direnci artıran immunmodülatör umckaloabo kullanılabilir. Avrupa’da giderek yaygınlaşan immunmodulatörler hastalığın başlangıç döneminde bağışıklık yanıtını artırarak tedavi sağlamaktadırlar.

Soğuk algınlığı ya da grip geçiren çocuğun genellikle 1 haftada iyileşmesi beklenir. Eğer öksürük 1 haftadan uzun sürerse, kulak ağrısı olursa, burun akıntısı yeşil - sarı renk olursa gribin komplikasyonları pnömoni, otit, sinüzit gelişiyor demektir, doktora gitmek tanıya göre antibiyotik komplikasyon gelişirse kullanmak gerekir. Vücudun savunma sistemini zayıflatacağından gereksiz yere antibiyotik kullanılmamalıdır. Bitki çayları çocuğun boğaz ağrısına ve sıvı alımına yardımcı olur, ancak hastalığın süresini değiştirmez. Bu dönemlerde vitamin alınmasının(C vitamini gibi) hastalığın süresini kısaltmada ya da semptomları hafifletmede yararı olduğu ispat edilmemiştir.



 
Oct
02
    
n.torun | 02 Ekim 2008 03:48 | fav | etiket: , , , ,  
aşkım


 
Oct
02
    
n.torun | 02 Ekim 2008 03:45 | fav | etiket: , , , ,  
Evde evcil bir hayvanın olmasının, çocuğun gelişimine pozitif katkıları yadsınamaz. Bu, tüm evcil hayvanlar için geçerlidir ancak, köpeklerin çocuklarla iletişimi daha iyidir. Kediler, genellikle yetişkinlerle daha iyi geçinir ve çocuklardan kaçarlar. Eğer evde yer sorunu ya da bakımı ile ilgili zaman sorununuz varsa, balık veya kuş gibi hayvanları tercih edebilirsiniz.

Dr. Gülsemin Güloğlu: “Çocuklar evdeki hayvanlarla büyürken; doğa, sorumluluk duygusu, iyi ilişki kurma ve bağlılık gibi pek çok şeyi yaşayarak öğrenebilirler. Evdeki hayvan, çocuğunuz için hem iyi bir dost hem de oyun arkadaşı olacaktır. Çocuklu bir evde hayvan beslemek için bazı kurallara uymanız, olası riskleri de azaltacaktır.” diyor.

Öncelikle doğru hayvan seçilmesi çok önemlidir. Bunun için yaşam koşullarınız, evinizin fiziksel yapısı, alınacak hayvanın saldırgan yapıda olmaması gibi özelliklere dikkat edilmelidir. Özelikle 3–4 yaş altı çocuklar hayvanla bir arada iken gözleyebileceğiniz mesafede ve kontrolünüz altında olmalıdır. Hayvanın bakımını çocuk ve aile birlikte üstlenmelidir. Yeni alınan evcil hayvan çocuklara karşı eğitilmelidir. Çocuklar da hayvanlarla iyi ilişkiler açısından eğitilmeli, onların da canının yanabileceği, kızdırmamak gerektiği öğretilmelidir. Hayvanlara nasıl davranılması gerektiğini aileler davranışlarıyla örnek olarak öğretmeye çalışmalıdır. Evcil hayvanın sağlık kontrolleri ve aşıları mutlaka yaptırılmalıdır. Hayvanlar çocuklarla birlikte yemek yememelidir.

Evcil hayvanların çocuklara yararları

• Çocuklar oyuncak hayvanlarıyla olduğu gibi evcil hayvanlarla konuşur, sırlarını paylaşırlar.

• Doğum, üreme, hastalık, kazalar, ölüm ve cesaret gibi hayata dair dersler alırlar.

• Sorumluluk duyguları gelişir.

• Canlılara ve doğaya saygı duymayı öğrenirler.

• Fiziksel aktivitede bulunurlar.

• Sevgiyi, sadakati öğrenirler.

Evcil hayvan ve alerji riski

Evde evcil hayvan olmasının ileride alerjiye yatkınlık yaratıp yaratmayacağı ile ilgili birbiriyle çelişkili sonuçlar içeren çalışmalar vardır. Ailede astım ve alerji öyküsü varsa bir evcil hayvan edinmeden önce doktorunuza danışmalısınız.


 
Sep
04
    

1cilt bakımı Cilt bakımı özen ister. Neler doğru neler yanlış. İşte uzman önerileri..

1. yanlış 
Siz sigara içmiyorsunuz ama içen arkadaşlarınızla vakit geçiriyorsunuz.
Zararı: Bir başkasının sigarasından çıkmasına rağmen, sigara dumanı cildinizi mahveder. Sigara dumanındaki kimyasallar (karbon monoksit, katran, nikotin v.b.) direkt gözeneklerinize işler. Bu toksinler vücudunuzun hücreleriyle temas ettiğinde ise, cildinize yumuşaklık veren ve direnç kazandıran yapıyı bozup, erken yaşlanmayı tetikler. Ayrıca cildin kendi kendini yenileme özelliğine de zarar verir.
Yönteminizi değiştirin: Sigarasız ortamlarda kalmaya çalışın ama kendinizi bir duman bulutunun ortasında bulursanız da, içenlerden mümkün olduğu kadar uzak durun ve iyi havalandırılan yerlere yönelin (teraslı ya da dışarıda oturulabilen bar ya da restoranlar). Eve dönünce de duşa girip saçınızla cildinize bulaşmış artıkları çıkarın. Hemen ardından da, C ve E vitaminleri içeren antioksidan özellikli bir nemlendirici kullanın.
2. yanlış
Tatile çıkmadan önce birkaç kez solaryuma giriyorsunuz.
Zararı: Hoş bir bronzluk için ilk temelleri atıyor olabilirsiniz ama cildinize verdiğiniz hasar plajda yaşayabileceğiniz herhangi bir yanığa eşit, hatta daha da fazladır. En yeni modellerinin yaydığı UVA radyasyonu güneşin yaydığından 15 kat daha fazla. Bu aslında sizi yakmaz ama derinizden derinlere işleyerek dokulara ve hücrelere zarar verir ki bu da cilt kanseri riskinizi arttırır. Bir araştırma sonucuna göre; düzenli bir şekilde solaryuma girmenin, melanoma (cilt kanserinin en ölümcül türlerinden biri) yakalanma ihtimalini yüzde 55 arttırdığı belirlenmiş. 20-29 yaş arası kadınlarda melanom olasılığı, yapay güneşlenme tekniklerini kullanmayanlara göre yüzde 158 daha fazla bulunmuş.
Yönteminizi değiştirin:
Yanmak için solaryuma girmekten başka birçok seçeneğiniz var. Mesela yeni bronzlaştırıcılar. Yüz ve göğüs için, aloe ve E vitamini katkılı Clarins Intense Bronze Self Tanning Tint ve vücut için de cilde hızla işleyen ve gliserin ile yumuşatan Avon Skin-So-Soft Glow Daily Body Moisturizer’ı deneyebilirsiniz.
3. yanlış
Cildinize her gün, hatta bazen günde iki kez peeling işlemi yapıyorsunuz.
Zararı: Evet, ölü hücrelerin atılmasını sağladığı için yararlı olabilir. Ancak fazlası, kesinlikle yarar sağlamak yerine zarar verir. Pek çok kadın baştan aşağa keselenir, gün içinde kimyasal bir dökücü olan alfa hidroksi asitlerini (AHA) içeren losyon kullanır ve gece de retinoid gibi dökücüleri içeren kremler sürer. Tüm bunlar, tek bir günde üç ayrı soyma işlemi demektir. Bu da cilde zarar verir. Çünkü bu işlemler, cildin doğal koruyucu lipid yağ bariyerini ortadan kaldırır ve cildin doğal yapısını bozar.
Yönteminizi değiştirin: Kendinize günde en fazla iki metodu kullanacak şekilde sınır koyun. Aynı günde hem peeling etkisi gösteren bir krem hem kese hem de retinoidleri kullanmayın ve kullandıklarınızın da içeriklerini mutlaka inceleyin. Yüzünüz için aşırı ovalama gerektirmeden ölü hücrelerin atılmasını sağlayan ve AHA içeren bir temizleyici kullanın. Ardından ölü hücreleri dökücü içeriğe sahip bir gece veya gündüz nemlendiricisi (ama her ikisini değil) edinin. Haftada bir olarak da, sakinleştirici jojoba özleri içeren bir temizleyiciyle cildinizi rahatlatın.

4. yanlış

 Bacaklarınızı tıraş ederken tıraş kremi yerine, sabun ya da vücut şampuanı kullanıyorsunuz Zararı: Tıraş jelleri ya da kremleri, jilete üstünde kayabileceği pürüzsüz bir yüzey sağlayarak cildin kızarmasını ve minik kesikler oluşmasını engeller. Pek çok sabunun etiketinde “nemlendiricidir” yazmasına rağmen, sabunlar cildi tıraş esnasında korumazlar bu yüzden de tıraş sonrasında bacaklarınız pul pul görünebilir.
Yönteminizi değiştirin: Mutlaka kadınlara özel bir tıraş kremi kullanın ama sakın bir erkek tıraş kremi kullanmayın. Kadın traş kremleri cildi dinlendiren ve nemlendiren; cildi pullanma ve yara bereye karşı koruyan bitkisel özler içerir. Örneğin bir sonraki traşınızda cildi tıraşa hazırlayan Gilette Satin Care’i tercih edebilirsiniz. Eğer acil bir durumda kalırsanız tıraş kremi yerine saç kremi kullanabilirsiniz. O bile bacağınızı eski klasik sabununuzdan daha iyi koruyacak ve cildinizin nem dengesini bozmayacaktır.
5. yanlış
Çenenizdeki o kocaman sivilceyi fark ettiğiniz an kendinizi tutamıyor ve sıkıyorsunuz.

Zararı: Dermatologlar hep bundan bahseder; sivilceleri patlatmak uzun vadede daha büyük sıkıntılara ve izlere yol açar. Sivilcenizi sıktığınızda, gözeneği tıkayan her ne ise dışarı çıkar ama büyük kısmı içerde, cildin altında kalır. Ama nedense her seferinde yine de sivilcenizi sıkmak, çirkin bir soruna güzel bir çözüm gibi gelir.

 Yönteminizi değiştirin: Bunu yine de yapacaksanız, en azından doğru yöntemle yapın. Öncelikle sivilce ve siyah noktalar için özel tasarlanan metal çubuklardan birini alın. Aleti ve sivilceyi alkol ile silin. Ardından çıkıntıyı yumuşatmak için ılık bir kompres uygulayın (ıslak bir bez gibi). En sonunda çıkarıcı aletin deliği ile sivilceyi aynı hizaya getirin ve tam aşağıya doğru ittirin. Bu yöntemi sadece ucu görünen sivilceler ve siyah noktalarda kullanın. Derin kistlerde kullanmanız onları daha kötü hale getirecektir. Ama her zaman için en iyisi; bir dermatoloğa gidin ve o büyük sivilceyi uzmanın ellerine bırakın, bu sayede bir kaç saat içinde kaybolabilirler. Bir başka sivilceyle savaş yöntemi de yeni bir cihaz. Zeno adındaki bu cihaz pille çalışıyor ve ısı terapisi yöntemi ile sivilcedeki bakteri faaliyetini bitirip, beyaz uçlu sivilceye dönüşmesini engelliyor.
6. yanlış
Hamile olduğunuzu bildiğiniz halde cilt bakım rutininizi değiştirmiyorsunuz.Zararı: Montclair, New Jersey’de dermatoloji uzmanı ve Shape dergisi uzman kurulu üyesi Jeanine Downie’nin ciddi bir uyarısı var: “Hamile olmayanlar için zararsız olan pek çok cilt bakım malzemesi fetüse zarar verebilir.” Bilinen ve sürekli kullanılan anti-aging ve akne bileşenleri, kırışıklara karşı kullanılan retinol ve aknelere karşı uygulanan benzoil peroksid gibi maddeler hamile kadınlar için güvenli bulunmuyor.
Yönteminizi değiştirin: Hamile kalmaya karar verdikten sonra ürünlerinizin içeriklerini okumaya başlayın. Hamilelik esnasında kullanımları güvenli olan meyve özlü ya da laktik (süt özlü] ürünleri tercih edin. Doğal cilt soyucu özlere sahip Clean & Clear Morning Burst Sunshine Control yüz temizleyici iyi bir çözüm olabilir. Aniden beliren cilt sorunları için düşük yoğunlukta salisilik asit içeren ürünler kullanın. Bunun için Dermalogica Overnight Clearing Gel’i ya da içinde söğüt kabuğu gibi doğal bir bileşen bulunduran Skyn Iceland Anti-Blemish Gel With Willow Bark gibi ürünleri de deneyebilirsiniz.
7. yanlış
Makyaj fırçalarınızı nadiren temizliyorsunuz. Bir tek siz kullanıyorsanız neden uğraşacaksınız ki?
Zararı: Fırçalar, zamanla tam bir bakteri yuvası olabilir. Fırçayı temizlemezseniz, bakteri birikimi direkt cildinize geri döner. Bütün o bakteriler hastalıklara yol açabilecek şekilde gözeneklere yerleşebilir. Bunun yanı sıra kirli fırçalar makyaj malzemesini kolaylıkla alamaz ve fırça, kılları birbirlerinin üstüne yığıldığından makyajınızda lekelere yol açar.

Yönteminizi değiştirin: Kiri ve bakteriyi atmak için, fırçaları temizleyici bir şampuanla haftada bir kez yıkayın. Makyaj fırçalarını yıkamaya zamanı olmayanlar için daha pratik çözümler de mevcut. Örneğin Clinique markasının bu probleme kökten çözüm getirmek için, anti mikrobik teknoloji kullanılarak geliştirdiği fırçalar.



 
Sep
04
    
n.torun | 04 Eylül 2008 19:58 | fav | etiket: , , , , , , ,  
Uçuğa dokunmayın
Hem ağrılı hem de bulaşıcı olan uçuk, vücut dengesini de derinden sarsabiliyor.

Genellikle ağız kenarı, dudak, damak, dil, yanak içleri ve diş etleri gibi bölgelerde görülen uçuklar, küçük olmalarına karsın yemek yeme, konuşma gibi pek çok eylemi kısıtlıyor.                 BulaşıcıHem ağrılı hem de bulaşıcı olan uçuk, vücut dengesini de derinden sarsabiliyor. Uzmanlar, "Uçuk, ön belirtilerinin alındığın dönem ile açılan yaranın kapanması dönemleri arasında bulaşıcıdır" dedi. Uzmanlar, uçuğu olan bir kişinin kullandığı havlu, bardak, çatal, kasık gibi eşyaları kullanmanın ya da uçuklu kişi ile öpüşmenin son derece ağrılı olan uçuğu bulaştırabildiğini anlattı: Dokunmayın! "Eğer uçuğa dokunulursa yüzün diğer bölümlerine, göze ve vücudun diğer bölgelerine (genital bölge gibi) de bulaştırılabilir. Uçuk sanıldığı kadar masum olmayıp, zaman bebek ölümlerine bile yol açabiliyor. Uçuk virüsü (Herkes simplex) ile insan genellikle ilk defa küçükken (0–5 yas) tanışır.  Uçuğu olan aile bireylerinden birinin öpücüğü sonucunda uçuk virüsü vücuda girer. Çoğunlukla fark edilmeyen küçük kızarıklıklar seklinde ortaya çıkar, ağız içi, diş etleri ve dudaklar encekte olur. Ama kimi hassas bünyelerde ciddi enfeksiyonlar seklinde de görülebilir.  Uçuklu kişi dikkatli olmalı Tıbbi yayınlar arasında uçuklu bir kişiden bulasan virüs sonucu yeni doğan ölümlerine ait vakalar vardır. Bu nedenle uçuklu bir kişi günlük yaşantısında oldukça dikkatli olmalıdır."  Uçuk öncesinde kaşıntı oluyorUzmanlar, uçuk çıkmadan önce bazı belirtilerin ortaya çıktığına da değindi: "Eğer vücudunuzun bir bölgesinde önceden gıdıklanma, karıncalanma, kasınma, yanma, sızlama hissi varsa orada uçuk çıkacağı bilinmelidir. Bunu o bölgenin kızarması, şişmesi ve daha sonra da içi sıvı dolu kabarcıkların ortaya çıkısı izler. Kabarcıklar patlayarak ülserler oluşur ve bu dönemde uçuk çok ağrılıdır. Zamanla kuruyup çatlar, sızıntı yapar ve açılarak görüntüyü bozan çirkin bir yara haline gelir. Kabuklanma başladığında uçuk küçülmeye baslar. Tedavide antiviral kremler yâda oral ilaçlar hekim tarafından önerilir." Uçuğu bulunanlar bunları yapmamalı • Uçuğa dokunulmamalı, dokunulursa eller çok iyi yıkanmalı. • Uçukluyken kesinlikle gözlere dokunmaktan kaçınılmalı. Makyaj temizlerken dikkat edilmeli. • Özellikle bebekler, çocuklar ve diğer insanlar öpülmemeli, yakin temastan kaçınılmalı. • Uçuklu insanin kullandığı havlu, bardak, çatal, kasık gibi eşyalar ayirilmali ve başkalarının kullanmasına izin verilmemeli. 

• Uçuk ve uçuk yarasının kabuğu ile oynanmamalı.



 
Sep
04
    
Göbek bölgesinde biriken yağların tam bir sağlık zararlısı gibi çalıştığını gösteren bilimsel bulguların sayısı artıyor.

Göbeklenmek (!) birçok sağlık sorununa davetiye çıkarıyor. Bunların başında ise şeker hastalığı, hipertansiyon, trigliserit yüksekliği, iyi kolesterol HDL nin azalması ve bazı organ kanserleri geliyor. Kısacası göbek-bel çevresinden yağlanmak demek "hastalık adayı" olmak anlamına da gelebiliyor.

Gözlemler aldığınız fazla kalorilerin vücudunuzun neresinde yağ toplanmasına yol açacağını öncelikle genetik faktörlerin belirlediğini gösteriyor. Bazı toplumlarda insanlar kilo alınca fazla yağlar bacak ve kalça bölgelerinde birikirken, bazılarında karın-göbek çevresinde yağ depolanıyor. Türk toplumunda da yağlanma genellikle karın bölgesinde oluyor. Bilhassa Orta ve Kuzey Anadolu'da yaşayanlarda bu tür yağlanma sık görülüyor. Bu tür yağlanmanın sık görüldüğü başka ülkeler de var. Kafkaslar, Rusya ile İskandinav halklarında da yağlanma daha ziyade karın-göbek bölgesinden başlıyor. İtalya ve İspanya'nın da yer aldığı Akdeniz kuşağında ise yağlanmanın daha çok kalça ve bacak bölgesinde veya vücudun bütününde ortaya çıktığı gözleniyor. Bu son derece önemli bir farklılıktır. Çünkü bacak-kalça bölgesinde biriken yağların ciddi bir metabolik faturası olmuyor.

KALÇA YAĞLARI DAHA AZ ZARARLI

Eğer yağlarınız karnınız ve göbeğinizde değil de, kalça ve ayak-bacak bölgenizde birikiyorsa (yani armut şeklinde bir şişmanlama söz konusuysa) bu durumda şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp krizi veya kanser sıklığında anlamlı bir artış olmuyor. Bu şekilde (yani elma tipinde) yağlanmanın da bazı sağlık zararları var. Örneğin, bu insanlarda ağırlık artışına bağlı diz ve kalça romatizmasına, varislere, pişikler ve mantar enfeksiyonlarına, safra kesesi taşlarına daha sık rastlanıyor. Ama genel olarak bu bölgelerde biriken yağların yaşam süresi üzerinde pek fazla etkisi olmuyor. Zararlı sonuçlar daha çok yaşamın kalitesinde fark ediliyor.

ERKEKLER GÖBEKTEN, KADINLAR KALÇADAN YAĞLANIYOR

Yağların nerede toplanacağına biraz da cinsiyet karar veriyor. Kadınlarda armut şeklinde kilo alma- yani kalça ve bacak bölgesinden yağlanma- daha sık görülüyor. Erkek tipi şişmanlıkta ise göbeklenme daha sık karşılaşılan bir durum olarak ortaya çıkıyor. Son yıllarda bu farklılığın biraz daha azaldığı gözleniyor. Bu durumda kadınların da erkekler kadar alkol tüketmeye başlamaları ve yanlış beslenme alışkanlıklarına saplanıp kalmaları sorumlu tutuluyor.


 
Sep
04
    
Bulaşıcı hastalıkların birçoğunun suyla bulaştığını da unutmamamız gerekiyor. Hepatit virüsü, tifo, kolera, dizanteri gibi bulaşıcı hastalıklar su ile bulaşıyor. Özellikle çocuklarda virüs enfeksiyonlarının yayılmasında su önemli bir kaynak olabiliyor. Bu nedenle her şeyden önce kullandığınız suların mikrop bakımından kirli olup olmadığından emin olmanız gerekiyor.

Su hayatın özüdür. Su olmadan, yeteri kadar su içmeden sağlığımızı koruyamaz, yaşamımızı sürdüremeyiz. İşte bu nedenle suyunuzu satın alırken biraz bilgilenmeye çalışmanızda ve bazı sorular sormanızda yarar vardır. Her gün en az 8-10 bardak içtiğiniz iyi suyunuzu lütfen dikkatle sorgulayın. Sadece tadına değil yapısına da bakın. Temiz mi? Organik ve inorganik yapısı güvenli mi? Mikropsuz mu? Bu sorulara da cevap arayın.


 
Sep
04
    
Temiz ve güvenli su içmeden yaşayamayız. "Sağlıklı su" konusu gelecekte daha çok önem kazanacak.

Temiz ve güvenli su bulup içebilmek önemli bir problem haline gelecek. Bunun birçok nedeni var. En önemlisi doğanın hızla kirlenmesi ve su kaynaklarının da süratle kirlenip, azalmasıdır. Eğer dikkat etmezsek çok değil 20 yıl sonra bir damla suya hasret kalabiliriz.

İYİ SU-KÖTÜ SU AYRIMI NASIL YAPILIYORhttp://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=6182971

İyi su, kötü su ayrımına gelince: Birkaç yıl önce yazdığımız bir yazıda da belirtmiştik: Bütün suların ortak yanı hepsinin içinde mutlaka "H2O" nun bulunmasıdır! Yani hangi suyu içerseniz için, su ihtiyacınızı şu veya bu şekilde karşılarsınız. Farklı marka suları birbirinden ayıran iki temel nokta vardır.

Birincisi ne kadar kirli veya temiz olduklarıdır. Bazı sular daha temizdir veya diğerlerine oranla daha az kirlenmiştir. İçme sularının içinde doğayı kirleten ağır metaller, kimyasal atıklar ve diğer organik toksinlerin karışması her zaman mümkündür. Önemli olan kirlenmemiş, temiz ve güvenilir su içmekse toprağın derin katmanlardan elde edilenler daha güvenlidir. Bunlar "doğal mineralli su" olarak tanımlanırlar. Yüzey sularının biraz daha yumuşak, içimlerinin daha kolay olduğu doğrudur ama kirlenme ihtimalleri daha fazladır.

Suların kalitesini farklı kılan ikinci nokta ise mineral yoğunluklarıdır. Bazı sular diğerlerinden daha çok mineral ihtiva eder. Kalsiyumu, magnezyumu daha fazladır. Buna karşılık sodyumu daha az olur. Bir suyun kalitesini belirleyen yalnız bunlar da değildir. İçindeki diğer maddelerin de önemi vardır. Dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da sularda bulunan ağır metallerin miktarıdır. Uzun vadede zararlı olabilen yani etkisi uzun süre sonra anlaşılan zararların başında işte bu ağır metaller (yani kurşun, arsenik ve benzeri maddeler) gelmektedir.

BAZILARININ MUSLUK SUYUNDAN FARKI YOK

Bakkalınızdan, marketinizden aldığınız suların bir kısmının kaynak suyu olmadığını da bilmeniz gerekiyor. Bazı firmalar şehir suyunu alıp filtrelerden geçiriyor, mineral yapısını değiştirerek lezzetini farklı hale getiriyor. Ve bunu size (doğadan gelen lezzet) gibi hoş sloganlarla satıyor. Satılmalarında ve sizin bu suları içmenizde bir sakınca yok ama bu suların şehir suyundan pek farkının olmadığını bilmeniz gerekiyor.


 
Sep
04
    
40 yaşından önce normal yumurtalık fonksiyonlarının sona ermesine erken menopoz denir. Eğer yumurtalıklar çalışmazsa östrojen hormonu üretilemez, sonuçta adetler kesilir ve menopoza bağlı ateş basması, terleme, sıkıntı, vajinal kuruluk gibi bildiğimiz bütün belirtiler erkenden ortaya çıkabilir. Eksik olan östrojen hormonunun yerine konulması ile tedavi sürdürülür.


 
Sep
04
    
Saç dökülmesi yaygın ve sık görülen bir sağlık sorunu haline geldi. Neredeyse saçlarından şikayet etmeyen, saç dökülmesinden yakınmayan kimse kalmadı.

Hemen belirtelim, sakın korkmayın! Yaşamınızın herhangi bir döneminde bu sorunu siz de yaşayabilirsiniz. Araştırmalar saç dökülmesinin kadınlarda erkeklerden daha sık görüldüğünü, 20 yaşın üzerindeki her kadının yaşamının herhangi bir döneminde saç dökülmesi nedeniyle tıbbi yardıma ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

SAÇ DİBİNDEN BESLENİR DIŞARDAN TEMİZLENİRhttp://preview.hurriyet.com.tr/preview/image.aspx?picid=6229533

Saçın esas maddesi keratindir. Saçlarınızı beslemek, sağlıklı ve parlak saçlara sahip olmak istiyorsanız şu kuralı hiçbir zaman unutmayın: Saçlar sadece kökünden besleniyor. Saçlarınızı daha iyi beslemek için işe doğru ve dengeli bir beslenme planı ile başlamalısınız. Saç bakımı ürünleri saçın yıpranmış görüntüsünde kısa süreli değişimler dışında pek yarar sağlamaz. Bu ürünlerle saçlarınızı daha temiz ve bakımlı tutabilir, dış etkilerin oluşturduğu yıpranmanın sonuçlarını bir süre gizleyebilirsiniz. Saç bakım ürünleriyle saçınıza sadece bir dış bakım sağlayabilirsiniz. Bir kez daha hatırlatalım: Saçınız için gerekli olan besin unsurları saça sadece kan yoluyla ulaşabilir. Besin unsurlarını ise ya doğal besinler ya da besin destekleriyle sağlayabilirsiniz.

Saç dökülmelerinin hormonal, metabolik, mikrobik pek çok sebebi var. Eğer saç dökülmenizin bir problem haline geldiğini düşünüyorsanız, sorunun kaynağını araştırın. Demir, çinko, biotin veya başka bir besin unsurunun yetersiz alımıyla ilişkili olup olmadığını öğrenin. Yanlış planlanmış, dengesiz ve çok düşük kalorili diyetlerin de saçınızı dökebileceğini unutmayın. Sorunu, saçlarınızın ihtiyaç duyduğu vitamin, mineral ve proteinlerin saçınıza yalnızca kan dolaşımıyla ulaşabileceğini unutmadan çözmeyi deneyin.

Saçlarınızın dökülmesi beslenmenize ilişkin sorunlardan kaynaklanıyorsa, kalsiyum, çinko, selenyum gibi minerallerin; paraaminobenzoik asit, keratin, sistin ve tiyamin gibi besin unsurlarını ihtiva eden bazı besin desteklerinden de faydalanmaya çalışın. Saç dökülmesi psikolojik nedenlerden, hormonal dengesizliklerden de kaynaklanabiliyor. Eğer basit tedbirlerle soruna bir çözüm bulamıyorsanız bir dermatoloji uzmanından yardım istemelisiniz.